|
Bakarsın yakamoz beyazdır, sanki denize kül serpilmiş gibidir: İşte torik! Bakarsın yakamoz derinden toplana açıla parlıyor: Kolyozdur. Bakarsın yanlara doğru açılıyor: Uskumrudur. Yakamoz yukarıda parlarsa palamuttur. Bir de torik gibi parlayan zargana vardır.
Sait Faik "Bizim Köy Bir Balıkçı Köyüdür" adlı öyküsünde, İstanbul
Balıkçılarının avın yerini saptarken "yakamoz"lardan nasıl yararlandığını
şöyle anlatır:
"İhtiyar reis yanımıza geldi. Sigarasını yaktı.
- Benim gibi balıkçı yoktur -dedi- otuz beş senelik balıkçıyım. Zamanında alamanalarla
balığa çıkarlarmış. Balık denizde giderken yakamoz yaparmış. Bu yakamozların
vaziyetinden, halinden dipte ne balığı olduğu anlaşılırmış...
- Bakarsın yakamoz beyazdır, sanki denize kül serpilmiş gibidir: İşte torik!
Bakarsın yakamoz derinden toplana açıla parlıyor: Kolyozdur. Bakarsın yanlara
doğru açılıyor: Uskumrudur. Yakamoz yukarıda parlarsa palamuttur. Bir de torik
gibi parlayan zargana vardır. Kim uğraşacak onunla, para etmez ki. Toriğin yakamozu
ile zargananınkini ayırmaya göz ister. Biri kül serpilmiş gibi parlar, öteki
fındık fındık, leblebi leblebi bir parıltı yapar. Alamana, torik avı, açıkgözlük
ister. İrip işi değil; bunu herkes yapar. İş alamanadaydı. Torik avındaydı. Altmış beş yaşındayım, yoksa artık denize dayanamam.
Karadeniz balıkçısı gibi yedi düvelde balıkçı yoktur. Bakarsın lodosken poyraza
çevirir, bir bora başlar..."
(Yurt Ansiklopedisi, Cilt 6, s.3915)
|