Cibalikapi Feneri
 
Ana Sayfa

Tarifler

Cibali ve çevresi

Balık hakkında

 
Balik Yazilari
 
Balık Yazıları (6/12)

Byzantion'un palamutları ve Altın Boynuz

Eskiçağda balıkçılık, bugün olduğu gibi, önemli bir gelir kaynağı idi. Byzantion da, İstanbul Boğazı'nda yer alması itibariyle, Karadeniz'den Ege Denizi'ne doğru göç eden balıkların geçiş yerinde bulunuyordu. Boğazdaki balıkların en önemlileri, palamut ve ton balığı idi. Eskiçağda, Boğazda, bugün azalmakla birlikte, gerek palamut gerekse ton balığından bol miktarda bulunmaktaydı.

Byzantion, yani bugünkü İstanbul, İ.Ö. 7. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul Boğazı'nın Trakya yakasında kurulmuş bir Megara kolonisidir. Fakat genellikle kabul edilen görüşe göre, Byzantion'un kuruluşunda başka yerlerden gelen kolonistlerin de payı vardır. Kentin ilk çekirdeği ve akropolisi bugünkü Topkapı Sarayı ve Ayasofya'nın bulunduğu yerdeydi. Kent zamanla gelişmiş, Hellenistik ve Roma çağında bugünkü Eminönü, Sultanahmet, Cağaloğlu ve Çemberlitaş'ın bulunduğu alana ve daha fazlasına yayılmıştı.


Byzantion'un hemen karşısında, Anadolu yakasında yer alan Kalkhedon'un (Kadıköy) neden Byzantion'dan daha önce kurulmuş olduğu, daha o zamandan beri insanların kafasını meşgul etmiş ve çeşitli antik yazarlar, Byzantion'un konumunun daha elverişli olduğundan dolayı, bölgeye ilk gelen kolonistlerin önce Byzantion'un bulunduğu yere yerleşmelerinin daha mantıklı olacağını ileri sürmüşlerdir. Bunu yapmadıkları için de onları kör olmakla suçlamışlardır. Kalkhedonluları, Kadıköy yakasını tercih etmeye iten neden ne idi ? Bu yazı konusunu esas olarak Byzantion'un palamutları oluşturduğundan bu sorunu irdelemeden, burada yalnızca en fazla benimsenen görüşü belirtelim:


Byzantion'un yeri, Karadeniz ticareti ile önem kazanmıştır. Kalkhedon kurulduğunda, Karadeniz ticareti henüz önem kazanmamıştı. Yeni yurt edinmeye çıkan kolonistler için tarım yapabilecek topraklara yerleşmek yeterliydi. Kuşkusuz, Byzantion'un bulunduğu Trakya yakasının, Trak kabilelerinin olası saldırıları için güvenli olmadığı da bir gerçekti. Yelkenli gemilerle Çanakkale Boğazı'ndan (Hellespontos) geçerek Marmara Denizi'ne (Propontis) giren kolonistlerin, doğal koşulların daha elverişli olduğu Anadolu kıyılarını izleyerek İstanbul Boğazı'na vardıkları ve hemen orada Kalkhedon'u kurdukları da ileri sürülmektedir.


Balıkların Göçü


Eskiçağda balıkçılık, bugün olduğu gibi, önemli bir gelir kaynağı idi. Byzantion da, İstanbul Boğazı'nda yer alması itibariyle, Karadeniz'den Ege Denizi'ne doğru göç eden balıkların geçiş yerinde bulunuyordu. Boğazdaki balıkların en önemlileri, palamut ve ton balığı idi. Palamut ve ton balıkları, büyüklük ve anatomik özellikleriyle birbirine çok benzemektedirler. Ton balığının (orkinoz) bazı türlerinin boyları 3-4 metreye kadar varmaktadır. Palamut/torik ise ton balığına göre nispeten daha ufak boyda olmasına karşın, bazı türleri yarım metre civarındadır. Eskiçağda, Boğazda, bugün azalmakla birlikte, gerek palamut gerekse ton.balığından bol miktarda bulunmaktaydı. Özellikle, "Altın Boynuz" olarak bilinen Haliç, palamut kaynamaktaydı.


Her iki balık ta göç eden balıklardandır. Yani kışın Akdeniz ya da Marmara Denizi'nde (Propontis), yazın ise Karadeniz'de (Pontos Eukseinos) yaşarlar. Bu nedenle yazın beslenmek üzere Karadenize çıkan (anavaşya) palamutlar ve ton balıkları kış yaklaşınca, İstanbul Boğazı'ndan (Bosporos) geçerek Marmara'ya gelirler ve bir kısmı da Ege Denizi ile Akdeniz'e giderler (katavaşya).


Sonbaharda, soğuk kuzey rüzgarları esip Karadenizin sularını allak bullak etmeye başladığında, Boğaza yönelen ilk balıklar palamutlardır. Onların arkasından torikler gelir. Kasım sonlarında ise Marmara'ya giren son göç dalgasını uskumrular oluşturur. Kışı orada geçirip, ilkbaharın başlarında Karadeniz'e dönerler. Dönüş yolculuğunda onları torikler izler. Kuşkusuz bu göç balıklarının en büyüğü ton idi. Plinius Boğazdaki ton balıkları hakkında şunları söylemektedir:


"...Baharda sürü halinde Akdeniz'den Karadeniz'e girerler ve başka bir yerde üremezler. Yumurtalamadan sonra sonbaharda geri dönerlerken, balıklara refakat eden yavru balığa "cordy la" denir; baharda, çamur balığı ya da pelamys (palamut) olarak adlandırılarlar ve bir yılı doldurduklarında ise ton balığı adını alırlar...pelamys (palamut) evresine gelmiş olanlar, dilimler halinde kesilerek ya da küp gibi ufak parçalara ayrılarak (yenebilir)."


Plinius, palamut balığının belli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra ton balığı adını aldığını söylemektedir. Yani ona göre, ton balığı ile palamut aynı balıktır. Plinius, ton balığının sağ gözü ile daha iyi görebildiğinden (gerçekte öyle olmasa da), Karadeniz'e sağ kıyıyı izleyerek girdiklerine, çıkarken de sol kıyıyı izleyerek çıktıklarına inanıldığını söylemektedir. Bu arada, Boğazlardaki balıkların bolluğundan söz eden en erken kaynağımızın Homeros olduğunu da belirtelim.

Boğaz'daki Akıntının Önemi

Eskiçağda birçok kıyı kenti balıkçılıkla uğraşmıştır. Fakat, Byzantion gibi bir boğaz üzerinde kurulmuş kentlerin sayısı yalnızca birkaç tanedir. Dolayısıyla, balıkların göç mevsiminde bu kentler, yıllık gelirlerinin önemli bir kısmını balıklardan sağlamaktaydılar. Pek çok antik yazar Boğaz'daki balık bolluğundan söz etmektedir. Byzantion'un da en önemli gelir kaynaklarından birini, belki de başlıcasını, palamutlar ve ton balıkları oluşturuyordu. Bu balıklar, Byzantion için öylesine önemliydi ki kentin sembolü haline gelmişlerdi. Boğazdaki akıntının da Byzantion lehine olması, kent için bulunmaz bir fırsattı. Akıntı nedeniyle balıklar ister istemez Byzantion'a doğru geliyorlardı. Nitekim Strabon bu konuda şöyle demektedir :

"...Fakat karşı kıyıdaki Kalkhedonlular, fazla uzakta olmamalarına rağmen, bu zenginlikten pay alamamaktadırlar; çünkü palamutlar onların kıyılarına yanaşmazlar"

Altın Boynuz

İngilizcede, Golden Horn; Almancada, Goldenes Horn; Fransızcada ise Corne d'Or olarak geçen Altın Boynuz, İstanbul ile Beyoğlu'nun bulunduğu platoları ayıran Haliç'e eskiçağda verilmiş bir addır. Arapça bir sözcük olan Haliç, Osmanlı döneminde Halic-i Konstantiniyye ya da Halic-i Dersaadet olarak anılmaktaydı.

Palamutların en fazla bulunduğu ve yakalandığı yer Altın Boynuz (Khrysokeras / Chrysoceras) olarak adlandırılan Haliç idi. Haliç'e boynuz (keras) dendiğini pek çok antik yazardan biliyoruz. Strabon onu geyik boynuzuna benzetir. Efsaneye göre, tanrıların tanrısı Zeus, lo adlı bir kıza aşık olur ve onu karısı Hera'nın hışmından korumak için inek biçimine sokar. Kendisine mussallat edilen sinekten kaçarken İstanbul Boğazı'ndan da geçerek (ki bundan böyle "İnek Geçidi" anlamına gelen Bosporos olarak anılmaya başlanır) Haliç'in bulunduğu körfeze gelir. Oradaki bir tepede dünyaya getirdiği kız çocuğuna Keroessa adım verir. Bu ad zamanla boynuz anlamına gelen Keras'a dönüşmüştür. Plinius ise Haliç'i "Altın Boynuz" (Aurei Cornus) olarak tanımlar. Fakat tanımlamakla kalmaz, niçin o şekilde adlandırıldığını da açıklayarak bizi meraktan kurtarır:

"Marmara Denizi'ni, Karadeniz'e bağlayan Trakya Boğazı'nda (İstanbul Boğazı) (yani), Avrupa ve Asya'yı ayıran boğazın en dar yerinde, Asya yakasındaki Kalkhedon yakınında, dipten yüzeye doğru suyun arasından parıldayan şahane beyazlıkta bir kaya vardır. Palamutlar bu kayayı birden bire karşılarında görünce, her zaman ürkerler. Sürü halinde dosdoğru karşı taraftaki Byzantion burnuna yönelirler. Buranın "Altın Boynuz" olarak anılmasının nedeni de budur. Sonunda tümü Byzantion'da yakalanır."

Plinius, Haliç'e (Keras), Altın Boynuz denmesinin, bu körfezde kaynayan balıklardan dolayı olduğunu söylemektedir. Keza, Strabon da akıntının palamutları sürü halinde Haliç'e girmeye zorladığını ve dar bir bölgede elle bile yakalandığını söylemektedir. Anlaşılan Haliç, altın yumurtlayan tavuk gibi, palamut kaynayan bir körfez idi. Antikçağın, içi meyve dolu bereket boynuzu (cornucopiae), Byzantion'da içi palamut dolu bereket boynuzu oluvermişti ; Byzantion'un, altını olmasa da, onun kadar değerli palamudu vardı !


Sikkelerde Palamut

Eskiçağ kentlerinden bazıları bastıkları sikkelere, kendileri için en önemli doğal zenginliklerini koymuşlardır. Byzantion için de palamut/ton balığı, kentin en önemli doğal zenginliğini ve gelir kaynağını oluşturuyordu ki sikkelerine bu balıkları koymuşlardır. Nitekim, Byzantion'un İ.S. 1-3. yüzyıllarda Roma İmparatorluğu'nun egemenliği altında bulunduğu dönemde basmış olduğu bronz sikkelerinde arka yüzlerde palamut ya da ton balıkları resmedilmiştir. Balıkların resmedildiği sikkeler şu imparator ve imparatoriçelerin sikkelerinde görülür :
Caligula, Traianus, Plotina, Sabina, I. Faustina, Lucilla, Crispina, lulia Domna, Caracalla, Plautilla, Geta, Diadumenianus, lulia Maesa, lulia Mamaea,Volusianus, Gallienus ve Salonina.

Yukarıda da değindiğimiz gibi, her iki balık ta anatomik açıdan birbirine benzediğinden sikke üzerindeki balıkların palamut mu, yoksa ton mu oldukları anlaşılamamaktadır. Fakat bu da önemli değildir. Hangisi olursa olsun, önemli olan bu balıkların -Haliç'e "Altın Boynuz" denmesini sağlayacak kadar- Byzantion'un en önemli doğal zenginliğini oluşturduğudur. Sikkelerin bazılarında iki palamut/ton bazen yatay, bazen de dikey olarak görülmektedir. Bazılarında ise yatay duran iki palamut/ton balığının arasına bir yunus konmuştur.

Keza, Byzantion'un İ.Ö. 5. yüzyıl sonlarına ya da 4. yüzyıl başlarına tarihlenen erken dönem gümüş sikkelerinde ön yüzde bir yunus üstünde duran sığır betimi vardır. Sığır, Byzantion'un hayvancılığına , yunus da balıkçılığına işaret etmektedir. Byzantion, ayrıca, sahip olduğu Derkos ya da Delkos (Terkos) Gölü ile Daskyiitis (Manyas) Gölü'nden de balık elde ediyordu. Derkos Gölü'nde -daha geç dönemdeki bir kayıta göre- yılda 100.000 kg. balık avlanabilmekteydi. Bu, bir zamanlar yılda ancak 10-15 bin kg. balığın tutulabildiği Küçük Çekmece ve Büyük Çekmece gölleriyle karşılaştırıldığında oldukça yüksek bir miktardır.

Meşale, Av Sepeti ya da Şamandra ?

Byzantion'un Roma imparatorluk dönemi (İ.S. 1-3. yüzyıllar) bronz sikkelerinde, kentteki balıkçılığın önemine işaret eden bir başka betimleme daha vardır. Konik biçimli bu nesne farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Byzantion sikkelerinin korpusunu hazırlamış olan E. Schönert-Geiss, Byzantion'da kutsanan bir tanrıça olan Artemis Phosphoros veya Artemis Lampadephoros kültü ile ilgili olarak bunun bir meşale olduğunu söylemektedir. Bu görüş, yürütülen mantık çerçevesinde oldukça tutarlıdır.Fakat sikke üzerinde betimlenen konik nesne meşaleyi andırmadığı gibi, yine Byzantion sikkelerinde resmedilen Artemis ve Demeter'in elindeki meşalelere de benzememektedir. Acaba, meşaleden ziyade, tanrıçayı temsil eden bir kült heykeli (ksoanon) olabilir mi ? Bazı yayınlarda ise balık kapanı ya da sepeti (livar) olarak geçmektedir. Eğer konik nesne bir av sepeti ise, balıklar iç içe geçmiş iki konik sepetin içine olasılıkla ortadaki aralıktan giriyorlardı. Konik nesnenin yukarı ucundaki püskülü andıran şerit ise tuzak yemi olabilirdi.

Tarafımızdan yapılacak bir başka öneri ise, sikkelerdeki nesnenin büyük bir ağın belirli yerlerine takılan şamandıralar olabileceğidir. Suyun içine bırakılan ağın balıklarla dolması sonucu, konik şamandralar kısmen, ağın aşağıya doğru çeken ağırlığından dolayı, suya gömülecek ve bu da balıkçılar için bir "ağ doldu" işareti olacaktır. Sikkelerdeki konik nesnenin tam orta yerindeki yatay hattın bir kasnak olduğunu varsayalım. Bu belki, şamandranın suya ne kadar girdiğini gösteren bir hat olabileceği gibi, belki de, şamandranın, suyun yüzeyinde kalmasını sağlayan bir düzlem oluşturuyordu. Fakat bu teori, konik nesnenin örgü ya da kafesli bir biçimde yapılmış olmasından dolayı (eğer dekoratif amaçlı değilse) zayrf kalmaktadır.

Doç. Dr. Oğuz Tekin

İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Tarihi Anadilim Dalı öğretim üyesi
Kaynak: Tarih ve Toplum / MART 1995 / SAYI 135
Tarih ve Toplum Telefon: (0212) 516 22 60

     
 
 
FOTO-GALERI

Fotograflarla Cibalikapi
SON CİBALİ YAZILARI


Aşık Paşa Çeşmesinin gizli tarihi


Abdülezel Paşa Caddesi


Haliç surları


İstanbul'da su


Cebe Ali Bey


Haliç sırtlarındaki masal şatosu Kırmızı Okul


İstanbul Kapıları -5


İstanbul Kapıları -4


İstanbul Kapıları -3


İstanbul Kapıları -2

©2006, CİBALİKAPI FENERİ
Sitemizde yer alan görsel ve yazılı döküman, kaynak gösterilmek suretiyle kullanılabilir.