|
Ağın çekilmesi bittikçe teknedeki herkesin heyecanı iyice artar. Herkesin gözü ağın içine bakar. Hele işin en sonunda balığın en sıkıştığı anda tayfaların ağa asılışı ayrı bir heyecan. Hepsi aynı anda çizmeli, muşambalı halleriyle "hoy hooy hooooop" diye asılırlar ağa hep beraber. Bundan sonra yaşanan en güzel an ise balığın güverteye boşaldığı andır.
Otomatik plot, GPS sistemi ve de su üstü radarı birbirine bağlanabiliyor ve bu
sistemle istediğiniz rotada yolculuk yapabiliyorsunuz. Önünüze tekne çıktığı durumlarda
ayarlarınıza göre alarm çalıyor ve otomatik olarak rotadan saptırabiliyorsunuz
tekneyi. Aletlerin en ilginç olanı ise sonardır. Sonar motorun çevresinde belli
uzaklıktaki bir daire alanında balık olup olmadığını gösterir. Sonar çalıştığı
zaman teknenin altından 1.5 metrelik dom dedikleri şey çıkar. En pahalı cihaz
bu sonarlar. 2000 m uzaklıkta çalışan sonarın fiyatı 80,000 $. Bazı motorlarda
bu cihazdan 2,3 tane var.
Sonar cihazları balıkçılığı bitiriyor mu?
Bu cihazlar balıkçılığı bitiriyor diye çok tartışmalar yaşandı, ilk olarak Özal
zamanında 80'li yıllarda ülkeye girdi bu cihazlar. Şahsi fikrim balıkçılığı filan
kurutmuyor sonarlar. Denizlerimize sahip çıksak, akıllı bir biçimde avlansak bu
denizlerde balık kolay kolay bitmez. Biz sanayi atıklarımızı, katı çöplerimizi
Karadeniz'e boşaltmaya devam edersek, gemilerin pis yağlarını Karadeniz'e boşaltmasına
müdahale etmezsek, Tuna nehrinden devamlı olarak zehirli maddelerin akmasına bir
son vermezsek çevre alanlar içinde balıkçılık açısından en verimli deniz olan
Karadeniz kat kat daha büyük zararlar görür ve görmektedir. Sonarlar gyro pusulaya
ve de akıntı cihazına bağlanıp beraber çalışabiliyorlar. Sonar ile balık takibi
ise tam bilgisayar oyunu gibi bir şey. Balığı ekrandan hiç kaybetmemeye çalışırken
aynı zamanda motorun balığa göre olan pozisyonunu ayarlamaya çalışıyorsunuz, aynı
anda tayfalar hazır ol pozisyonuna geçiyorlar ve peşinden balığı pozisyonlayabildiyseniz
mola (ağın denize dökülmesi). Derinliğini değiştirmeyen balık alaylarını ekrana
kitleyip takip de edebiliyorsunuz ama bu tekniği kullanabilen fazla kişi yok.
Şu an balıkçılar için sorunlardan bir tanesi de bu, özellikle sonar ayarları ve
de sonarı etkili bir şekilde kullanmak çok önemli, balığa çıktığım zamanlarda
bu cihazın kitaplarını okuyup, deneme yanılma yöntemleri ile tuşların ne işe yaradığını
öğrenen reislerle çok tartışmışımdır. Aslında onlara da hak vermek lazım, bilmeleri
gereken o kadar iş var ki hepsine hakim olmak zor oluyor tabii. Reis teknenin
makine aksamından, ağlarına, tayfaların yönetiminden, kuledeki cihazlara, borcuna
da harcına da her şey ile ilgilenmek zorunda.
... ve "hoy hooy hooooop"
Kaptan
kulesinden aşağıya doğru inersek teknenin 2. katındaki balık pompası (fish pump)
göze çarpar. Balık pompası ağ çekilmesinin sonuna doğru ağın içinde sıkışmış
balığı deniz anası, amcola gibi şeylerden arındırarak balığı teknenin içine,
diğerlerini de denize boşaltan hidrolik bir pompa. Teknenin güvertesinde ırgat
teşkilatı vardır, denize atılan ağın altının basılması için kullanılan çelik
tel bu ırgatlar vasıtasıyla çekiliyor. Ağ denize atıldıktan sonra yapılan ilk
iş ağın altının basılmasıdır. Böylece ağ kapalı bir havuz olur ve de balıklar
için kaçak açık bir yer kalmaz. Teknenin kıç üstüne doğru gittiğimizde uzun
bomba direkleri görürüz. Bunlar ağın altı basıldıktan sonra ağın tekrar teknenin
içine alınması için kullanılır, direklerin en tepesinde hidrolik makaralar vardır,
bu makaralar sayesinde ağ kolay bir şekilde teknenin içine istifli bir şekilde
alınır. Ağın çekilmesi bittikçe teknedeki herkesin heyecanı iyice artar. Herkesin
gözü ağın içine bakar. Hele işin en sonunda balığın en sıkıştığı anda tayfaların
ağa asılışı ayrı bir heyecan. Hepsi ayni anda çizmeli, muşambalı halleriyle
"hoy hooy hooooop" diye asılırlar ağa hep beraber. Bundan sonra yaşanan
en güzel an ise balığın güverteye boşaldığı andır. Sonrasında balıklar ayaklanıp,
buzhaneye şoklanmaya giderler.
5 bin kasalık balık
İşler her zaman burada yazdığım gibi yolunda gitmiyor tabii. Karşılaşılabilecek
envai çeşit problem var. Ağ eliskana verilir (ağın denizin dibinde yırtılması
durumu), çelik tel sarık yapar (telin düz bir şekilde değil de karışık bir halde
gelmesi), ağın altını basarken tel kopar, balığı tam güverteye alacaksınız ağırlıktan
ağ patlar, kayış atar, herhangi bir pompa bozulur...Gezme maksadıyla gittiğim
balıkçılıkda gecenin köründe, Karadeniz'in ve dalgaların ortasında motorda çalışanların
yaşadıkları zorlukları görmeye dayanamayıp kafamı yastığa vurduğum çok olmuştur...ve
en ufak bir aksaklık çok büyük maliyetlere neden olur. Bunun anlaşılması için
başımdan geçen çok ilginç bir olayı aktarmak istiyorum. 3 sene önce amcamla
birlikte Çanakkale'de balıkdayız (Balık avlanma surecine verilen ad), sabaha
doğru güneş daha doğmamış ve aniden sonarda çok büyük bir balık kütlesi ile
karşılaşıyoruz, tam mola yapacağız (ağı denize dökmek), karşımızdan sancak iskele
ışıklarından (bordo fenerleri diye anılırlar teknelerin sağında yani sancağında
yeşil ışık, solunda yani iskele tarafında da sol ışık bulunur böylelikle gece
yolculuklarında tekneler tanınır) koca bir gemi geldiğini fark ediyoruz, geminin
geçmesini bekliyoruz ve balık hala ekranda, sabahın o vaktinde genelde balıklar
fazla hareket etmezler, balık kolyos balığı ve en az 5000 kasalık bir balık.
Amcamın dediğine göre bir balıkçıya ömründe birkaç kere denk gelir bu büyüklükte
balık alayı, hem de balıkçılık sezonunun tam başında, sezona moralle başlamak
için tam fırsat. Gemi geçiyor ve biz mola diyerek ağı dökmeye başlıyoruz, 200
metre uzunluğunda ağı döktükten sonra arkadan bir ses yankılanıyor tel akmıyor
diye. Hemen motor duruyor ve ağı dökemiyoruz, ağı geri çekmek zorunda kalıyoruz
ve o balığı kaçırıyoruz. İşin sonunda telin akmamasının sebebinin acemi olan
genç bir tayfanın bir demir çubuğunu halkasına takmayı unutmuş olduğunu öğreniyoruz.
Amcam birkaç hafta kendine gelemiyor çünkü bizim kaçırdığımız o balığı başka
bir Balıkçı tutuyor ve bugünün parası ile 50 milyarlık bir balık satıyor o balıkçı.
O genç çocukta bayağı bir bunalım yaşadı, kimse ona kızmadı ise de psikolojik
olarak bu onun için ağır bir yüktü. Bu tür bir hata kimin aklına gelir, veya
bu tür bir hatanın nelere mal olacağı...
Teknenin makine dairesine de bir bakarsak genelde 500 beygirden 1000 beygire
kadar çift makineli veya 3 makineli olur bahsettiğim balıkçı tekneleri. Bunların
yanında 2,3 tane jeneratör makinalar vardır. Teknelerde ırgat ve ağ çekmede
kullanılan aletler genelde hep hidroliktir. Makine dairesinden jeneratörlere
bağlı olan pompaların yağı devir daim etmesi ile motordaki hidrolik sistemler
çalışır. Makine dairesinden alttan güverteye doğru yöneldiğimizde ambarlarla
ve de buzhane ile karşılaşırız. Balığın taze bir şekilde dışarıya aktarılması
için balık tutulur tutulmaz buzhanede şoklanır ve taze olarak orada saklanır.
Ambarlardan öteye gittiğimizde tayfaların yatakhanesi, üste kamara, yanında
mutfak.....
Tasarımcı balıkçılar
Bu anlattığım ve daha birçok anlatamadığım motorun donanım sistemi teknik, elektronik
aletlerin dışında birçok şey balıkçılar tarafından dizayn edilmiştir. Ağın yapısından,
motorun şekline kadar her şey balıkçıların direk olarak talebi ile oluştuğu
için, balıkçılar bence aynı zamanda sistem tasarımcısılardır. Bugün mühendisleri
toplasak 1 yıl çalışma yapsalar iş, zaman etüdü, verimliliği artırmak adına,
çok fazla yapacakları bir şey yoktur çünkü onlar adına bunu balıkçılar yıllar
boyu yapmışlar ve halen de yapmaktalar. Belki yaptıkları birçok şey deneme yanılma,
ama o bile bir metotdur ve getirdiği, ulaştırdığı sonuca göre yorumlasak belki
en etkili metot olur...
Haluk Bayraktar
|