Cibalikapi Feneri
 
Ana Sayfa

Tarifler

Cibali ve çevresi

Balık hakkında

 
Cibali Yazilari
 
Cibali Yazıları (15/24)

İstanbul Kapıları -2

Şimdi Belgrad Kapısı'ndan, Silivrikapı'ya doğru yola çıkıyoruz. Bu sefer sur üstünden yürümek biraz daha zor ve maceralı. Çünkü iç taraftan tırmanmaya çalıştığmızda, bostanlar yolu tıkıyor. Gene de, bostan sahipleri turistik çabanıza saygı duyup izin verebilirler.

Şimdi Belgrad Kapısı'ndan, Silivrikapı'ya doğru yola çıkıyoruz. Bu sefer sur üstünden yürümek biraz daha zor ve maceralı. Çünkü iç taraftan tırmanmaya çalıştığmızda, bostanlar yolu tıkıyor. Gene de, bostan sahipleri turistik çabanıza saygı duyup izin verebilirler. Gelgelelim, bizimkiler yabancıların her yere tırmanmasına anlayış gösterdikleri halde, kendi yurttaşlarının buralarda cambazlık etmesine anlam veremiyorlar. Dış taraftan yürünebilir -yoğun trafik gürültüsü işitmezlikten gelinerek- ama buradan da sur üstüne tırmanmak imkansız değilse de zor. Oysa bu bölgede de surlar, iç ve dış duvarlar, sayıları -Yedikule-Belgrad Kapısı arasındaki gibi- on civarında olan kuleleri sağlam.

Silivrikapı, şimdiye kadar gördüklerimizin en sevimlisi. Kamu kapılarından biri olduğu için iç ve dış kapıları var. Bu iki kapı arasında da şirin bir ahşap ev göreceksiniz. Yer yer de teneke parçalarıyla takviye edilmiş. Ama cumba pencereleri kafesli, ayrıca saksılı. İç kapının kemerinden, bir eski zaman güllesi sarkıtılmış.
Bizans döneminde bu kapının adı Peges'miş. Balık anlamına geliyor. Bu da, az ilerideki Balıklı kilisesinden ötürü. Bizans'ın en önemli ayazmalarından biri üstüne kurulu bu kilisenin şimdiki binaları oldukça yeni. Ayazmasının balıklarından daha ilginç yanı, arkasındaki Patrik mezarları (çoğu Patrikler burada gömülü) ve ön avlusundaki. Yunanca harfli, Türkçe sözlü "Karamanlı" mezarları.

Rahip tavada balık pişirirken, İstanbul'un fethedildiği haberi gelince balıklar tavadan zıplayıp havuza atlamışlar. Hikayenin temeli, balıkların yalnız bir yanlarının benekli olmasına dayanıyor (bu ne kadar doğruysa!).

Ayazmanın bir hikayesi var. Rahip tavada balık pişirirken, İstanbul'un fethedildiği haberi gelince balıklar tavadan zıplayıp havuza atlamışlar. Hikayenin temeli, balıkların yalnız bir yanlarının benekli olmasına dayanıyor (bu ne kadar doğruysa!). Gelgelelim, bu Türk-sever balıklar ya da onların torunları 6 Eylül'de zıplayacak yer bulamadan yok edilmişler. Şimdi ayazmada bildiğimiz kırmızı süs balıkları var.
Balıklı, sur dışında, mezarlıkların içinde. Buraya kadar gelmişken, turu biraz uzatıp kapıdan içeri girebilir ve Sinan yapısı İbrahim Paşa Camii'ne de bakabilirsiniz. Onarım isteyen bu cami oldukça güzel bir yapı.
Silivrikapı'nın Bizans tarihinde en şanlı anı, gene Latin istilasıyla ilgili. Paleologos gelip zafer alayıyla Yaldızlı Kapı'dan girmeden önce, asıl zaferi onun komutanı Aleksius Strategapulos kazanmış. Haçlı ordusunun büyük kısmının sefere çıkmasından yararlanarak küçük bir birlikle bu kapıdan girmiş ve şehri geri almıştı. 1422'de II. Murat şehri kuşattığında çadırını Balıklı ayazması yakınlarına kurmuştu.
Bu kapıda da iki yatırla karşılaşıyoruz. Biri, IV. Murat'ın Bağdat'ı aldığını rüyasında görmüş ve müjdeyi verdikten sonra kendini surdan aşağı atmış. Karşıda ise Fatih'in askeri olduğu iddia edilen Elekli Dede'nin mezarı var. Cumhuriyet'in dergisinde, bu yakınlarda bu Dede'nin asker filan olmayıp, çevrenin bir meczubu olduğunu anlatan bir yazı yayımlanmıştı.

Aslında İstanbul'daki yatırların çoğu, sonradan, genellikle de birilerinin gördüğü rüyalar sonucu keşfedilmiştir. İşin tuhafı, birçok yatırın bulunması II. Mahmut zamanındadır. Birçok önemli alanda geleneksel hayat tarzının akışını koparan bu Padişah, belki de böylece eksilen maneviyatı yeni -ve zararsız- yatırlarla dengelemeye çalıştı.

Silivrikapı'dan sonra surların bir hayli yıkık durumda olduğunu görüyoruz. Arada ayakta kalmış kısım görseniz de çıkmayın, çünkü bir süre sonra geçit kalmıyor. Büyük kapılardan Mevlevihane Kapı'ya gelmeden önce, şimdi örülü durumda olan üçüncü askerî kapının önünden geçeceğiz. Burada Bizans zamanında II. Theodosius'un heykeli dikiliymiş. Eski adıyla Rhegium, bugünkü adıyla Mevlevihane (ve bazen Mevlana) Kapı, gene bir iç ve bir dış kapıdan oluşuyor. Sümbül Efendi'nin (onun mezarı Koca Mustafa Paşa'da) damadı Merkez Efendi burada bir tekke kurduğu için Osmanlı döneminde bu adı almış.

Rhegium, Bizans Hipodromunun ünlü taraftar gruplarından Kırmızılar'ın kapısıydı. Dış kapıda bir de Yunanca yazıt var. Theodosius surlarının bu kısmının imparator Justin ve karısı Sophia ve ayrıca komutan Narses tarafından tamir ettirildiğini anlatır. Şehsuvaroğlu da Rhegium hakkında şu bilgiyi veriyor: "912'de, Hıristiyan olmadıkları için Eyüp taraflarında oturtulan Rusların şehre girmek hakları olduğunu göstermek üzere reisleri Ayioz bu kapıya kalkanını asmıştır."

Mevlevihane Kapı'dan Topkapı'ya doğru sur üstünden yürüyebilirsiniz. Yalnız, asıl Topkapı'ya gelmeden Millet Caddesi'nin açıldığı yer karşımıza çıkacak. Buradan aşağıya atlayarak inmeniz gerekiyor. Gene de, caddeden karşıya geçmek için göstereceğiniz maharet daha fazla olmalı.

Öbür tarafta, durakların olduğu meydanda, eski adıyla Haghios Romanos, bugünkü adıyla Topkapı karşınıza çıkacak. Burada, tarihseverlik duygulannızı uzun süre ayakta tutmanız güç olabilir. Çünkü "bugün" olanca gücüyle önünüzde, arkanızda, çevrenizde. Çevrede yatır da yok; var idiyse bile şimdiye kadar çoktan çiğnenmiş olmalı.

912'de, Hıristiyan olmadıkları için Eyüp taraflarında oturtulan Rusların şehre girmek hakları olduğunu göstermek üzere reisleri Ayioz bu kapıya kalkanını asmıştır.

Topkapı, İstanbul'un kuşatılması sırasında stratejik bir noktaydı. Fatih karargahını burada kurmuş, ağır toplarını da Topkapı'ya doğrultmuştu. Zaten Topkapı adı da buradan geliyor. Silivrikapı'daki gibi burada da fetih çağından kalma gülleler kapıya asılmış durumda.

Zorunlu geçit yeri olarak kapıların günlük hayatı belirlemelerine değinmiştim. Çevre sokakların belli bir yöne doğru akışı, bazan kapı artık kalmadığı zaman dahi bir vakitler orada bir kapı bulunduğunu gösterir. Balat, Fener böyledirler. Daha büyük ve önemli kapılar ise yalnız o çevrenin değil, ta içlere kadar uzanan yolların da belirleyicisi olurlar. Topkapı ve Edirnekapı, bugün olduğu gibi Bizans çağında da, o zamanki adı Forum Boris olan Aksaray'la bağlantılı yolların geçtiği kapılardı.

Şehrin ana caddesi olan Meşe (merkez), Sultanahmet-Ayasofya yöresinden başlayıp batıya uzanırken, bazı kavşaklarda "Y" harfini andırır şekilde iki kola ayrılıyordu. Böylece, Meşe'nin güneye ayrılan kolu Yaldızlı Kapı'ya, kuzeye ayrılan kolu da Edirnekapı'ya çıkıyordu. Bugün üzerinden gidip geldiğimiz ana caddeler, Bizans zamanında da aşağı yukarı aynı yerdeydiler.

Bugünkü Vatan Caddesi'nin uzandığı yerde o zamanlar Lykos deresi akıyordu. Aksaray'a vardıktan sonra suyu çevre sarnıçlarda toplanıyordu. Zamanla dere kuruyunca, yatağı, bir yolun doğal güzergahı oldu. Dere yatağının alçaklığı, aynı zamanda savunmada da zayıflık yaratıyordu. Fatih de bu nedenle Topkapı-Edirnekapı arasını merkez seçmiş, nitekim sonunda şehre ilk bu bölgeden girilmişti.

     
 
 
FOTO-GALERI

Fotograflarla Cibalikapi

SON BALIK YAZILARI


Balık takvimi


İstanbul balık olsa


Hangi ayda hangi balık lezzetlidir?


Türkiye'de gırgır balıkçılığı-3


Türkiye'de gırgır balıkçılığı-2


Türkiye'de gırgır balıkçılığı-1


Byzantion'un palamutları ve Altın Boynuz


Balıklar Haliç'e dönüyor!


Karadeniz, hamsimiz ve hamsigiller


Yakamoz ve balık avı

©2006, CİBALİKAPI FENERI
Sitemizde yer alan görsel ve yazılı döküman, kaynak gösterilmek suretiyle kullanılabilir.