Cibalikapi Feneri
 
Ana Sayfa

Tarifler

Cibali ve çevresi

Balık hakkında

 
Cibali Yazilari
 
Cibali Yazıları (16/24)

İstanbul Kapıları -3

Edirnekapı'ya doğru yürürken, Sulukule bölgesinden de geçebiliriz. Burada beşinci askerî kapı var. Eski adı Pempton. Fetih sırasında adı Hücum Kapısı olmuş. Şimdiyse Sulukule Kapısı olarak biliniyor. Şehsuvaroğlu'nun Eremya'dan aktardığına göre, 17. yüzyılda da burada çingeneler yaşarmış.

Edirnekapı'ya doğru yürürken, Sulukule bölgesinden de geçebiliriz. Burada beşinci askerî kapı var. Eski adı Pempton. Fetih sırasında adı Hücum Kapısı olmuş. Şimdiyse Sulukule Kapısı olarak biliniyor. Şehsuvaroğlu'nun Eremya'dan aktardığına göre, 17. yüzyılda da burada çingeneler yaşarmış. Edirnekapı, eski İstanbul'un yedi tepesinin en yüksek olanı. Burada rakım yetmiş metreyi geçiyor. Bizans dönemindeki adı Kharisios olmakla birlikte, Edirne yolu buradan başladığı için aynı zamanda Porta Adrianopoleos da deniyordu. Sur dışında, başlıca Edirnekapı, Mevlevihane ve Silivrikapı'daki mezarlıklar da Bizans döneminden beri vardı (şehir dışındaki nekropolis geleneğinin devamı olarak).

Fatih Mehmet, fetih gerçekleştikten sonra, şehre törenle, Edirnekapı'dan girmişti. Kapıya asılan mermer levhada bu olay anlatılıyor, îç ve dış kapılar arasında, bir kıyıda, gene bir yatır mezarı görülüyor.

Edirnekapı çevresinde ve buradan Haliç'e doğru yürürken çeşitli tarihî yapılar göreceğiz. Rum Ortodoks Kiliseleri, hemen Edirnekapı meydanındaki Aya Yorgi ile daha ilerideki Hançerli o kadar eski değil. Buna karşılık Kariye, dünyaca ünlü. Sinan'ın önemli eserlerinden Mihrimah da burada, şehrin en yüksek tepesinde.

Surlara paralel dar sokakta ilerlerken, solumuzda, küçük bir park içinde, Tekfur Sarayı'nı (Porphyrogenetus) göreceğiz. Bu sarayın Bizanslı geçmişi hakkında fazla bir şey bilinmiyor.

Surlara paralel dar sokakta ilerlerken, solumuzda, küçük bir park içinde, Tekfur Sarayı'nı (Porphyrogenetus) göreceğiz. Bu sarayın Bizanslı geçmişi hakkında fazla bir şey bilinmiyor. Paleologlar zamanında, yani 13. ve 14. yüzyıllarda yaptırıldığı tahmin ediliyor. Çok yakınında, bugün pek az izi kalan, ama Haçlı işgalinden sonra Bizans imparatorlarının ikametgahı olduğu bilinen Blaherne sarayı olduğuna göre, onun bir eki olarak da yapılmış olabilir. Tekfur Sarayı'nın sokağa bakan dış duvarında, önündeki koca ağacın yaprakları arasından biraz zor seçilen sevimli bir balkonu var. Ama asıl iç tarafı güzel (parmaklıklı kapının anahtarı orada oturan bir kadında-bu iyi huylu kadını bulursanız, kapıyı açtırabilirsiniz). Eskiden ne durumda olduğunu tahmin etmesi güç bir açıklığa bakan, üç katlı olduğu anlaşılan bir bina. Son dönem Bizans süslemeciliği tarzında, kırmızı tuğla ve beyaz mermerle yapılmış geometrik desenleri var. Dış duvara tahta bir merdivenle tırmandıktan sonra, sur dışına bakan kulenin içini de görebiliyorsunuz.

Bu saray fetihten sonra bir süre filler ve zürafalar gibi eksotik hayvanların beslendiği ahır olarak kullanılmış. Summer-Boyd ile Freely, Fynes Morrison adlı bir gezginin 1579 tarihinde, kendisini yalamaya çalışan zürafadan söz ettiği bir kaynaktan alıntı veriyorlar. Daha sonraları saray bir çini imalathanesi haline geliyor, İznik çiniciliği yozlaştıktan sonra, 18. yüzyılda, onlar kadar olağanüstü güzel olmayan Tekfur Sarayı çinileri ortaya çıkmış. Haliç'teki Ferruh Kethüda Camii'nden Silivrikapı'daki İbrahim Paşa Camii'ne kadar birçok yerde bu çinileri görmek mümkün.

Ancak sarayın çini imalathanesi olması da uzun sürmüyor. Zamanla ara katları da yıkılıyor. Bir ara, Robert College için yer aranırken, burası da düşünülmüş, ama vazgeçilmiş.

Tekfur Sarayı ile birlikte Theodosius surları da bitiyor. Daha doğrusu, Theodosius surları oldukça düz bir çizgi halinde Haliç'e kadar uzanırken, bir nedenle Manuel Komnenos bu bölgede yeni bir surla batıya doğru bir çıkma meydana getirmiş. Komnenos'un surları bütün surların en güçlü kısmı kabul edilebilir. Bu bölgede, kara surlarının son kamusal kapısı olan Eğrikapı'ya geliyoruz. Eski adı Kaligaria; "Çarıkçı" anlamına geliyor, çünkü burada çarık imalathaneleri varmış. Söylentiye göre son imparator Konstantin Oragazes'in son görüldüğü yer de burası.

kara surlarının son kamusal kapısı olan Eğrikapı'ya geliyoruz. Eski adı Kaligaria; "Çarıkçı" anlamına geliyor, çünkü burada çarık imalathaneleri varmış...

Eğrikapı gene sevimli, pitoresk kapılardan. Kemerinin iç kısmında ahşap malzeme de kullanılmış, şimdiki durumunda. "Eğrilik" kapının kendinde değil. Eski bir Arap kuşatmasında şehit düşenlerin mezarları, 18. yüzyılda burada keşfedilince, Kızlar Ağası Beşir Ağa kapının hemen dışına bir türbe yaptırmış, böylece yol "eğrilmiş" (Beşir Ağa'nın Cağaloğlu'nda, Vilayetin karşısında bir de camisi vardır).

Eğrikapı yatır bakımından oldukça zengin. Sur dışında zaten mezarlık ve kapıya bitişik olanın ötesinde bir başka açık türbe var. Kapının içinde ise daha popüler bir yatır izlenimi veren "Kesik Baş"ın mezarı duruyor.

Eğrikapı'dan sonra, Blaherne Sarayı'nın terasına geliyoruz. Ama burada saraydan pek bir eser kalmamış. Buradaki İzak Angelos kulesinin, sarayın bir parçası olduğu tahmin ediliyor. Gene tahminlere göre, hemen yanındaki kule, zindanıyla ünlü Anemas kulesi olmalı. İzak Angelos'ta bazı mermer sütunların tonoz olarak kullanıldığı görülüyor. Yüksek olduğu için, sur dışına bakan yanında manzara güzel. Anemas kulesi olduğu söylenen öteki kulenin dehlizlerini gezmek için buraya kuvvetlice bir el feneriyle gelmeniz gerekiyor. İki kule yer altında birleşiyor ve ayrıca oldukça derinlere inen dehlizler var. Burada, altta, sarayla ilgili olduğu düşünülen, şimdi örülü durumda, Gyrolimnos kapısı var.

Kulelerin bulunduğu, bir zamanlar Blaherne'nin merkezî bir parçası olduğunu tahmin edebildiğimiz terasta ise şimdi ilginç bir cami görüyorsunuz; İvaz Efendi Camii. Sinan'ın olduğu söylenen ama Sinan'ın tezkiresinde adı geçmeyen bu caminin girişi alışıldığı üzere ortada değil, iki yanda iki dar kapısı var. Minaresinin yeri de olağandışı.

Böylece kara surlarını ve kapılarını bitirdik. Şimdi Haliç'e devam edeceğiz (sahiden yürüyor olsak halimiz kalmazdı, ama geziyi "kağıt üstünde" yaptığımıza göre sorun yok). Haliç'te çoğunun yeri bile belirsizleşmiş birçok kapı vardı. Ama bunlar, kara tarafındakiler gibi, şehri başka merkezlere bağlayan yolların kapıları değildi. Şehir halkının deniz kenarına inmesini sağlıyordu. Haliç, hele ağzı zincirle kapatıldıktan sonra, Bizanslılar için görece güvenli bir bölgeydi. Bu nedenle buradaki surların sağlamlığı çok fazla önemli değildi. Haliç surları 5230 metredir (Sarayburnu'na kadar) ve arada 110 kadar kule bulunan tek bir duvardır. Kara surlarındaki gibi hendek, iç ve dış duvar sözkonusu değildir. Bugün en fazla yok olmuş durumdaki surlar da bunlardır.

Haliç'te çoğunun yeri bile belirsizleşmiş birçok kapı vardı. Ama bunlar, kara tarafındakiler gibi, şehri başka merkezlere bağlayan yolların kapıları değildi. Şehir halkının deniz kenarına inmesini sağlıyordu.

Bizans zamanındaki kapıları kısaca sıralayahm: Kiliomeni (Ayvansaray Kapısı), Kynegoi, Basilike (bu son ikisinden biri Balat Kapısı olabilir). Aya Prodromou, Diplophanarios ve bugünkü Fener Kapısı, Aya Theodosia, Peges, Cibali Kapısı (Platea), Ayazma Kapısı, Drungari (Odun Kapısı), Cornibus (Zindankapı), Perama (Balıkpazarı), Porta Hebraica (Çıfıt Kapısı), Hikanatisse, Porta Veteris Rectoris, Eugenios Kapısı ya da Marmora Porta (Mermer Kapı).

İstanbul üçgeninin kuzey köşesini kaplayan Blaherne, adını değişik şekillerde o çevreye vermiş. Türkçe Ayvansaray'ın "saray"ı herhalde Blaherne'yi anlatıyor. Öte yandan, komşu semt Balat'ın adı da, saray anlamına gelen Palation'un bozulmuş şekli.

Aya Prodromou, adını, civarda bulunan, şimdi izi kalmamış bir kiliseden alıyordu (Prodromos: "önceden gelen", İsa'yı vaftiz eden Yahya'nın sıfatıdır).

Bugünkü Fener'in önünde, Petrion adında, bağımsız denebilecek bir kale vardı. Tepedeki Yavuz Selim'den aşağı uzanan kayalıktan ötürü buraya "petre" (taş) adı verilmişti. 1203'teki Haçlı kuşatmasında Venedikliler gemilerinin burunlarını Petrion'a dayamış, yaşlı ve kör komutan Doge Dandalo da bayrağı buraya dikmişti. Oldukça sağlam bir kale olduğu halde, bir yıl sonraki Haçlı kuşatmasında ilk gedik veren ve şehrin ele geçmesine yol açan yer gene Petrion oldu. Ama Fatih'in kuşatmasında Petrion kahramanca dayandığı için Fatih de bu bölgeyi yağmalatmamıştı. Bu bağımsız kalenin Sidera Pyle (demir kapı) adlı ayrı bir kapısı vardı. Şimdi bu çevrede Petrion'un da eseri yok.

     
 
 
FOTO-GALERI

Fotograflarla Cibalikapi

SON BALIK YAZILARI


Balık takvimi


İstanbul balık olsa


Hangi ayda hangi balık lezzetlidir?


Türkiye'de gırgır balıkçılığı-3


Türkiye'de gırgır balıkçılığı-2


Türkiye'de gırgır balıkçılığı-1


Byzantion'un palamutları ve Altın Boynuz


Balıklar Haliç'e dönüyor!


Karadeniz, hamsimiz ve hamsigiller


Yakamoz ve balık avı

©2006, CİBALİKAPI FENERI
Sitemizde yer alan görsel ve yazılı döküman, kaynak gösterilmek suretiyle kullanılabilir.