Cibalikapi Feneri
 
Ana Sayfa

Tarifler

Cibali ve çevresi

Balık hakkında

 
Cibali Yazilari
 
Cibali Yazıları (18/24)

İstanbul Kapıları -5

Haliç'te pek fazla duvar ve hemen hemen hiç kapı kalmadığı için, bu yolculuğumuz kağıt üzerinde bile pek fazla sürmedi. Şimdi Marmara surlarına ve kapılarına geçiyoruz. Ama buradaki yolumuz çok daha uzun olduğu halde, görecek kapılar gene çok fazla değil.

Haliç'te pek fazla duvar ve hemen hemen hiç kapı kalmadığı için, bu yolculuğumuz kağıt üzerinde bile pek fazla sürmedi. Şimdi Marmara surlarına ve kapılarına geçiyoruz. Ama buradaki yolumuz çok daha uzun olduğu halde, görecek kapılar gene çok fazla değil.

Yunanca adıyla Demetrios burnundan (Sarayburnu) Yaldızlı Kapı'ya kadar, 8260 metrelik sur var. Haliç'tekiler gibi bunlar da tek bir duvar halinde uzanıyordu. Haliç'tekinden belki biraz farklı olarak, bu surların mümkün olduğu kadar denize yakın olmasına çalışıldığı anlaşılıyor. Bu, gemiyle kuşatmaya gelecek askerlerin, fazla yayılacak kadar kara bulamamasını sağlamak içindi.

1871'de yapılan demiryolu, deniz kenarından geçtiği için, Marmara sularıyla rekabet halinde ilerledi. Pek çok yerde, o güne kadar zamana dayanmış duvar parçalan, demiryolu inşaatına yol açmak için yıkıldı. Özellikle Sirkeci'ye yaklaşırken, yıkım fazlalaşır. Demiryoluna kurban giden ilk kapı, Sarayburnu'nun çok yakınında, çeşitli adlarla (Adalar Kapısı, Bey Kapısı, Şark Kapısı vb.) bilinen Aya Barbara kapısıydı. Daha güneyde Değirmen Kapısı vardı. Bunun da, sonraki Demirkapı'nın da, Bizans çağındaki adları bilinmiyor. Surların bu bölgesinin üst kısmında, hayli görkemli olan Manganalar Sarayı vardı. Bugün buralarda gördüğümüz yüksek ve kalın duvarlar, herhalde bu sarayı desteklemek için yapılmıştı. Surların içinde, Freely ve Sumner-Boyd'un Philanthropus sıfatıyla andıkları bir kilise ya da islam Ansiklopedisi'nin Khristos Manastırı dediği binanın kalıntıları var. Prof. Semavi Eyice'den öğrendiğime göre ellili yıllarda bir Kayserili burada tarihî atmosferi olan bir lokanta açmak için yetkililerden izin istemiş. "Tarihî eserde lokantanın ne işi var?" gerekçesiyle reddedilmiş. Tarihî eserde yemek yemek, soylu nedenlerle reddedilmiş olduğu halde, yeme ve içmenin hiç de soylu olmayan sonuçları şimdi bu yıkıntının içini doldurmuş. Çevrede ne olduğu pek bilinmeyen daha birçok kalıntı var. Bir kısmı da askerî bölgede olduğu için görülemiyor.

Mangana Sarayı'nın altında, III. Murat'ın pek sevdiği İncili Köşk'ün yıkıntısı var. Sultan, son günlerini mermerden yapılma bu köşkte geçirirken, seferden dönen donanma kuru sıkı top atışıyla onu selamlamaya kalkışınca köşkün tavanı sultanın ve çalgıcıların üstüne çökmüş.

Mangana Sarayı'nın altında, III. Murat'ın pek sevdiği İncili Köşk'ün yıkıntısı var. Sultan, son günlerini mermerden yapılma bu köşkte geçirirken, seferden dönen donanma kuru sıkı top atışıyla onu selamlamaya kalkışınca köşkün tavanı sultanın ve çalgıcıların üstüne çökmüş.

Gene buralardaki bir girintiden içeri kıvrıldığınızda, Topkapı Sarayı'nın duvarlarıyla Marmara surlannın birleştiği noktayı görüyorsunuz. Kulelere, Cankurtaran spor kulübünün futbol sahasından geçerek tırmanabiliyorsunuz. Bu çevrede, adı şimdi bilinmeyen dört tane daha Bizans Kapısı bulunduğunu öğreniyoruz.

Ahırkapı'nın pek kapılık hali kalmamış. Demiryolunun altından bir geçitle, iç taraf, sahil yoluna bağlanıyor. Buranın Ahırkapı olmasının hikmeti de, Topkapı Sarayı ahırlarının burada bulunması. Daha önce, Bizans imparatorlarının ahırları da buradaymış.

Ahırkapı'dan Kumkapı'ya doğru yürürken surların görünüşünde bir değişiklik göze çarpıyor. Geniş pencereler, pervazlar, duvarda süslemeler beliriyor. Burası, Bizans imparatorlannın 1204 Haçlı işgaline kadar kullandığı Bukoleon Sarayı'nın kalıntısı. Burada Porta Leonis adlı bir kapı varmış; yani, Aslanlı Kapı -çünkü, şimdi Arkeoloji müzesinde bulunan iki aslan heykeli kapının denize açılan yanını süslüyormuş. Porta Leonis'in açıldığı yer, sarayın küçük özel limanı oluyor. Kapının bugünkü adı, Çatladıkapı. Muhtemelen bir deprem sonrasında bu ad takılmış olmalı. Toprak düzeyi yükseldiği için, kapı fazla yüksek görünmüyor. Ama yapraklı kabartmalarıyla, Jüstinyen'in armasıyla, bir zamanların oldukça görkemli bir yapısı olduğu anlaşılıyor.

Biraz ileride, sur içinde Küçük Ayasofya'yı (Aziz Sergius ve Bakhus Kilisesi) görüyoruz. Onun yanında da küçük ve onarım görmüş bir kapı var. Bu, eskinin Sideroporta'sı (Demir Kapı) olabilir.

Sur içinde, bugün Kadırga ve Cinci meydanlarının bulunduğu alan, Bizans zamanında denizdi, limandı ("Kadırga" adı da bunu hatırlatıyor). Yaptıran imparator ve karısının adlarıyla Julianos veya Sophianos adlarıyla anılıyordu. Hemen ileride, bugünkü Kumkapı'nın bulunduğu yerde de, biraz daha geniş olan Kontoskalion limanı vardı. Bu limanlar hep surlarla korunmuştu ve tabiî hepsinin çeşitli kapıları vardı; ama şimdi eski adları da, yerleri de bilinmiyor. Kumkapı, herhalde Türklerin kullandığı bir kapıydı.

Kumkapı'ya gelmişken, kapıyı andırır tek yer olan demiryolu altındaki geçitten içeri girip, herhangi bir meyhaneye oturup, bir iki kadeh içkinin yardımıyla Bizans kapılarını hayal etmek de mümkün.

Ahırkapı'dan Kumkapı'ya doğru yürürken surların görünüşünde bir değişiklik göze çarpıyor. Geniş pencereler, pervazlar, duvarda süslemeler beliriyor. Burası, Bizans imparatorlannın 1204 Haçlı işgaline kadar kullandığı Bukoleon Sarayı'nın kalıntısı. Burada Porta Leonis adlı bir kapı varmış; yani, Aslanlı Kapı...

Kumkapı ile Yenikapı arasında bir başka küçük liman, Kaisariou vardı. Ama asıl büyük liman, bugün Yenikapı dediğimiz bölgedeki Eleuterius ya da Theodosius limanıydı. Yukarıda sözünü ettiğim Lykos deresinin sürüklediği toprak, bu limanın dolmasının başlıca sorumlusudur. Bizanslılar limanı korumak için bu birikintileri temizliyorlardı. Osmanlılar ise, hangi nedenle olduğu bilinmez, Marmara kıyısındaki bu küçük limanlara fazla önem vermediler. Belki de denizden toprak kazanmayı kar saydılar.

Yenikapı'yla ilgili folklorik bir hikaye, Yurt Ansiklopedisi'nde yer alıyor. Tebdil gezen IV. Murat'ı, remilci Üsküdarlı Ahmet Ağa tanır. Padişah, "Şimdi bir remil daha at bakalım, ben İstanbul'un hangi kapısından gireceğim?" diye emir verir. "Adam remilini atar, bu kez hemen söylemez, bir kağıda yazıp Padişah'a uzatır. Kağıdı kapıdan geçtikten sonra okumasını rica eder. Padişah kağıdı cebine koyar, kayığın kıyıya çekilmesini buyurur. Karşısına gelen sur bedeninde nöbet tutan dizdara, hemen bulunduğu yerden bir kapı açılmasını buyurur. "Kapı açılıp, padişah bu kapıdan kente girince, kağıdı çıkarır ve okur. Kağıtta: "Padişahım, yeni kapımız hayırlı olsun" yazılıdır."

Yenikapı'yı da geçtikten sonra, Samatya'ya geliyoruz. Buralarda surlar yer yer ayakta. Kimi zaman, deniz tarafında oldukça sağlam kalmış surlar görüyorsunuz. Eski Samatya Kapısı bir kapı olarak artık yok. Ama gene demiryolu altındaki geçit, iç taraftaki sokakların durumu, buranın orası olduğunu anlatıyor. Bu bölgede eski haliyle duran tek kapı, Bizans dönemindeki adı bilinmeyen Narlıkapı. Narlıkapı'dan sonra, surlar yer yer devam ediyor ve nihayet yola çıktığımız ilk nokta olan Mermer Kule'ye geliyoruz. Bu arada kapı yok; muhtemelen Bizans çağında da yoktu.

Eski İstanbul'un kapılarıyla ilgili gezintimiz böylece sona eriyor.

Not: Bir eski kapı kalıntısı da Cenevizlilerin Galata'sında vardı. Galata surlarının ayakta kalan tek kapı kalıntısı, Arap camii yakınlarındaki Yanıkkapı. Azapkapı adı da, bir başka kapının anısını dilde yaşatıyor.

Kaynaklar:
İslam Ansiklopedisi
Yurt Ansiklopedisi
H. Summer-Boyd ve J. Freely, Strolling through İstanbul
Ç. Gülersoy, Guide d'Istanbul
H. Şehsuvaroğlu, Asırlar Boyunca İstanbul.

Murat Belge

Tarih ve Toplum Dergisi, Cilt:6, s.214-221
İletişim Yayıncılık T: (0212) 520 14 53

     
 
 
FOTO-GALERI

Fotograflarla Cibalikapi

SON BALIK YAZILARI


Balık takvimi


İstanbul balık olsa


Hangi ayda hangi balık lezzetlidir?


Türkiye'de gırgır balıkçılığı-3


Türkiye'de gırgır balıkçılığı-2


Türkiye'de gırgır balıkçılığı-1


Byzantion'un palamutları ve Altın Boynuz


Balıklar Haliç'e dönüyor!


Karadeniz, hamsimiz ve hamsigiller


Yakamoz ve balık avı

©2006, CİBALİKAPI FENERI
Sitemizde yer alan görsel ve yazılı döküman, kaynak gösterilmek suretiyle kullanılabilir.