Cibalikapi Feneri
 
Ana Sayfa

Tarifler

Cibali ve çevresi

Balık hakkında

 
Balik Yazilari
 
Balık Yazıları (11/12)

İstanbul balık olsa

Deniz adamlarının onlara verdikleri isimle "Kadersizler" yani balıklar kendilerini bu tezat ortamda, hele sudan çıkmışlar için daha bir tezat Balık Hali'nde buluyorlar. "Kadersizler" kasa kasa karaya çıkarılıyorlar. O günün kadersizleri hamsiler, palamutlar, lüferler. Günün zaferi kılıçlar, orkinoslar boylu boyunca yere seriliyorlar.

İstanbul Balık Hali'nde zamanı ışığa ve saatinize göre tespit edecekseniz, zaman sabahın kör vakti. Şehir için çok çok erken bir saat. Denizin, toprağın üstündeki ışık da bunu doğruluyor. Bir tek ortamın enerjisi zamanla tezat. Güneşin, akrep ve yelkovanın en tepede olduğu zamana denk düşebilecek yoğunlukta bir enerji bu. Bu görüntüde de aksayan tek bir şey var; bu hareketliliğin sesi yok. Ya da çok alçak.

Deniz adamlarının onlara verdikleri isimle "Kadersizler" yani balıklar kendilerini bu tezat ortamda, hele sudan çıkmışlar için daha bir tezat Balık Hali'nde buluyorlar. "Kadersizler" kasa kasa karaya çıkarılıyorlar. O günün kadersizleri hamsiler, palamutlar, lüferler. Günün zaferi kılıçlar, orkinoslar boylu boyunca yere seriliyorlar.

"Kadersizler görücüye çıktı" diyor 20 yıllık balıkçı Bekir. Kasalar yan yana diziliyor. "Onlar tezgahta buzhanede uykuya, bizler yatakta uykuya" diye özetliyor günün geri kalan kısmını.

Balıkçılar olmasa da "kadersizler" ıslak -kaygan- son çırpınışlarla yeni hayatlarına başlıyorlar. Kimisi mütevazı birsofraya konuk olacak, kimisi çok şık bir mönüye. Bekir'e göre,
"Kimisi yoksulun, kimisi kralın midesine..."

Orkinosların, kılıçların yeni hayatlarındaki kaderi baştan belli değil mi? Hangi orkinos, kılıç yoksulun sofrasında kendisine yer bulmuş?

"Belli olmaz" diyor Bekir: "Deniz gibidir balıkların kaderi. Hiç belli olmaz."

"Balıklar bile şapka çıkardı söylediklerine" diye takılıyor diğer balıkçılardan birkaçı. Balıklar bilge balıkçının söylediklerine olmasa bile kendilerine biçilen fiyatlara şapka çıkarıyorlardır. Çoğunun yeni hayatına giden yol çok uzun. Balık haline çok uzaklardan gelip deniz görmeyen memleketlerine balık götürecekler var. "Balığın iyisini gözünden tanırım" diyor pazarlık yapanlardan birisi. Oysa insan, hepsi denizden yeni çıktı, dolayısıyla hepsi taze ve iyi diye düşünüyor. Meğer öyle değilmiş. İyilerin geldiği sular başkaymış. Bu defa başka bir balıkçı, "Sanırsın balıklarını okyanusta yakalamış" diye laf atıyor. İyilerin geldiği sular teorisinin sahibi 1984'te kendisini Manş denizinde bulmuş. Dört yıl uzak denizlerde balıkçılık yapmış: "Manş denizi soğuk denizdir. Bu yüzden oradaki kalkanlar dipte yüzerler ve yağ bağlarlar. Manş denizinden çıkmış bir kalkanı yeseniz tadını unutamazsınız." Yıllardır balık lokantası için bizzat hale gelip balık seçen birisi ise, "Bırak öyle kalkanları, yakında bu sularda balık da olmayacak, burada balık hali de kalmayacak" diyor.

Serzenişte bulunan bu beye lüferlerini pazarlamak isteyen,

"İstanbul balık olsa lüfer olurmuş" diyor.

Ama gelen cevap hâlâ karamsar:

"İstanbul lüfer olmuş kaç yazar. Balıklar bu suları, Boğaz'ı terk ederse şehir de kalmaz. "

İstanbul Balık Hali sanki balıklar üzerine pazarlıkların döndüğü ıslak, deniz kokulu bir meydan değil de ağır mevzuların konuşulduğu bir salon gibi. Tekneler balıklardan temizlenip yıkanırken sıkı pazarlıklar çoktan başlamış oluyor. Balıkçılar yeni serüvenlerini birbirlerine anlatırken hiç yorgun görünmüyorlar.

Elleri balık pullarına bulaşmış, sanki koltuk altlarında gizledikleri yüzgeçleri de varmış gibi. Oysa çoğunun memleketi deniz görmüyor. İyi balığı gözlerinden tanıyanların çoğu Erzincanlı.

Güneşin yüzünü göstermesiyle birlikte karşımdaki görüntününsesi yükseliyor. Balıklar satılıp da yeni hayatlarına doğru yola çıktıklarında denizin geri çekildiği bir kara parçası üzerindeymişiz hissine kapılıyorum.

Bana burada İstanbul'da olduğumuzu hissettiren şey ne diye düşünüyorum: "Gözlerinden belli, bu balıklar İstanbullu" diye seslenen de, sattığı balıklar için "İstanbullu balıklarımı Ankara'ya gelin göndereceğim" diye sevinen balıkçı da değil bunun nedeni.

Bu, belki de, Bizans dönemindeki sikkelerin üzerine balık konduran bir içgüdü.

Şebnem İşigüzel

İstanbul Dergisi, Sayı:32
Dağıtım: Dünya Dağıtım
Abonelik: Abonet
Telefon: (0212) 210 0110
E-Posta: abonet@abonet.net
Web Adres: www.abonet.net
Abone Dağıtımı: Aktif Dağıtım
Tel: 0 (212) 513 52 35 - 513 39 01
Faks: 0 (212) 513 21 77
E-posta: bbm@tarihvakfi.org.tr
Web: http://www.tarihvakfi.org.tr
Tarih Vakfı: Zindankapı Değirmen Sok. No: 15 Eminönü-İstanbul

     
 
 
FOTO-GALERI

Fotograflarla Cibalikapi
SON CİBALİ YAZILARI


Aşık Paşa Çeşmesinin gizli tarihi


Abdülezel Paşa Caddesi


Haliç surları


İstanbul'da su


Cebe Ali Bey


Haliç sırtlarındaki masal şatosu Kırmızı Okul


İstanbul Kapıları -5


İstanbul Kapıları -4


İstanbul Kapıları -3


İstanbul Kapıları -2

©2006, CİBALİKAPI FENERİ
Sitemizde yer alan görsel ve yazılı döküman, kaynak gösterilmek suretiyle kullanılabilir.