|
Reis için motoru tüm donanımıyla idare etmekten öte tayfaları da çok iyi bir şekilde idare etme zorunluluğu vardır. Onlarda kendine karşı güven oluşturmalı ve de morallerini daima yüksek tutmaya itina göstermeli. Özellikle her motorun tayfasının birbirinden ve de tuttuğu balıktan haberdar olma gibi bir durum ile karşı karşıya olduğunuz için eğer siz az balık tutmuşsanız reis olarak bunun makul açıklamaları tayfalara kapalı bir şekilde vermek zorundasınız.
Gırgır balıkçılığı ile genelde lüfer, palamut, çinekop (lüferin ufağı), istavrit,
hamsi, orkinos, sardalya, kolyos gibi balıklar tutulur. Bu balıkların boyutları
farklı farklı oldukları için Balıkçılar 3 tip ağ kullanırlar. Hamsi ağı, Canavar
ağı, orkinos ağı. Bu ağlar göz büyüklüğüne göre farklılık gösteren ağlar. Hamsi
ağı en ufak gözlü olanı, ve en pahalı olanı. Bu arada hamsi balığı Türkiye'nin
en bereketli olan ve de ayrıca en endüstriyel olan balıkdır. Hamsi yumurtaları
denizin dibinde değil de denizin ortasında yüzerler bu yüzden dibte diğer balıklara
yem olma durumu olmaz ve böylelikle çok çoğalırlar. Bunun yanı sıra hamsi balığından
balık unu yapılmaktadır. Balık unu ise yem sanayinde bolca kullanılmaktadır. Şu
an balıkçılık yapıp aynı zamanda balık unu fabrikası kuran Balıkçılar var, bir
nevi tekstildeki entegre tesisler gibi.
Asabi reis, tayfa kaçırır!
Balıkçılıktaki organizasyon şekli ise şöyledir, en üstte reis onun altında
tayfaların koordinatörü diyebileceğimiz koca reis, sonrasında yaptıkları işe
göre botçu (büyük motorların arklarında çekili olan ufak tekneler.), mantarcı
(ağ çekilirken mantarı istif eden), hamlacı (ağ çekilirken ağın dip tarafındaki
ağırlık yapan kurşunları istif eden), makinist, torcu (ağın mantar yaka ile
kurşun arasında kalan ağ kısmını istif eden), telci, güvertede çalışanlar, aşçı...
diye tayfalar ayrılırlar. Reis'in tayfaya karşı tutumu çok önemlidir. Doğaya
karşı mücadelenin zorluğunun getirdiği asabiyet sonucu bazı reisler tayfalara
karşı çok aşağılayıcı oluyorlar. Tayfalar da son yıllarda motorlardan kaçmaya
başlamışlardır. Özellikle balık sezonu kötü başladıysa, bu kaçış olaylarına
sıkça rastlanmaktadır. Tayfalar sezon başında platka denilen peşin para alırlar.
Bunun hakkını bile ödemeden gerçekleşen bazı kaçış olayları balıkçıları çok
zor durumda bırakmaktadır.
Her şey nasip kısmet!
Bir
reis için motoru tüm donanımıyla idare etmekten öte tayfaları da çok iyi bir
şekilde idare etme zorunluluğu vardır. Onlarda kendine karşı güven oluşturmalı
ve de morallerini daima yüksek tutmaya itina göstermeli. Özellikle her motorun
tayfasının birbirinden ve de tuttuğu balıktan haberdar olma gibi bir durum ile
karşı karşıya olduğunuz için eğer siz az balık tutmuşsanız reis olarak bunun
makul açıklamaları tayfalara kapalı bir şekilde vermek zorundasınız. Aslında
denizde her şey nasip kısmettir, emsaliniz motorlarla aynı yerlerde avlanırsınız,
aynı imkanlarınız vardır ama tuttuğunuz balık çok farklı olabilir. Bunun içinde
çok ilginç bir örnek vermek istiyorum. Türkiye'nin Romanya sınırına en yakın
yer Kırklareli'ne bağlı İğneada'da balıkçılık yaptığımız günlerin birinde, yine
sabahleyin erkenden tüm Balıkçı motorları limandan çıkıyoruz, biz en öndeyiz,
radarda yüklü bir balık tespit ediyoruz ve hemen ağ atıyoruz, tüm motorlar de
peşimizden ağ atıyorlar. Hemen 50 metre yanımıza da başka bir balıkçı motoru
ağ atıyor. Telsizlerden konuşuluyor hemen hemen herkes radarında aynı şeyleri
görmüş. Biz ağı çektik içinden 1000 tane filan lüfer balığı çıktı. Yanımızdaki
motor ağını tam bitirmemesine rağmen ağının lüferlerle dolu olduğunu görüyoruz
ve o moladan o motor tam 50,000 civarında lüfer balığı avlıyor. Bugünün parasıyla
150 milyarlık bir paraya o balığı satıyor. Gelin de buna nasip kısmet demeyin...
Bunun gibi daha bir sürü örnek gösterilebilir.
Hafızalarda kazılı dip haritaları
Reislerin babadan oğula geçen balıkçılıkta kullanılması zaruri olan bir takım
bilgileri vardır. Bugün bu anlattığım balıkçılığı yapan tüm reislerin hafızasında
tüm Karadeniz sahilleri, İstanbul Boğazı, Marmara sahillerinden Çanakkale'ye
kadar denizin dibinin haritası vardır. Bu haritanın çizili bir hali yoktur,
ama hafızalarında nerde kaya, taş, batık gemi, kepezlik, kum hepsinin yeri doğal
koordinatları ile mevcuttur. Bu doğal koordinat aslında eski Balıkçı reisleri
için daha geçerli bir kavram. İki çizginin kesiştiği noktanın yerinin sabit
olduğunu bilen Balıkçılar kendilerine işaretlerle kafalarına belli yerlerin
doğal koordinatlarını yazmışlardır. Mesela Kilyos'un kumu ile Riva'daki minarenin
hizasındayken liman ağzı ve Esek adası da aynı hizaya geliyorsa orası su kayalıktır
gibi kafalarına onlarca işaret koymuşlardır. Bu doğal koordinatlar o kadar şaşmaz
ki mesela ünlü trolculardan olan dedem, 30 metre arası olan iki kayanın arasından
bu doğal işaretleri vasıtasıyla trol kapaklarını geçirebiliyormuş.
Balıkçılar, adeta doğa bilimcileri
Deniz altı bilgilerinden öte denizin üstüne dair, hava şartlarına dair, ayın
durumuna dair de birçok bilgiler mevcuttur balıkçıların kafalarında, adeta doğa
bilimcisi gibi düşünen insanlar. Balıklar genelde alaylar halinde gezerler.
Tutulan balıklara ve miktarlarına göre reisler kendi aralarında balıkların ne
tarafa doğru yöneldiklerini, ne zaman ve nerede tutulabileceklerine dair çok
yoğun tartışmalar yaparlar. Kafalarında ne bir istatistiksel model vardır ne
"markov chain" gibi olasılık hesap modelleri. "Balık bugün Zonguldak'ta
tutulduysa iki gün sonra Şile'de tutulma olasılığı şudur" diye bir hesap
yapmazlar, ama onların saf tecrübeleri ile yaptıkları hesapların bahsi geçen
modellerden çok daha fazla tutarlı olacağını düşünüyorum.
Birlik ve beraberlik ruhu
Balıkçılıkta doğa kanunlarına karşı iş yaptığınız için ve de beşer gücünü aşan
bir kuvvetle karşı karşıya olduğunuz için, balıkçılar arasındaki birlik ve beraberlik
çok güçlüdür. Dışarıdakidünyada beşerin kendi elleriyle koydukları kurallar
ile birbirini yemekle uğraşmaz balıkçılar. Herhangi bir zaman herhangi bir motor
zor duruma düştüğü an hemen bir diğeri ona yardıma koşar, kendi ekmeği peşinde
koşmaktansa yardımı tercih eder. Yalnız kendinizi düşünmeye başladığınız anda
potansiyel anlamda itibarınızdan öte çok şey kaybetmeye başlamışsınızdır denizcilikte.
Bir motorun başka bir balıkçı motorunun aleyhine hareket etmesi diye bir şey
çok az olur, çünkü sistem bu tür kaçamaklara izin vermeyecek şekilde ayarlanmış.
Halbuki Türkiye'de yaşanan vahşi kapitalizm gibi herkesin aynı balığı tutmaya
çalıştığı hengamede balıkçıların karşılıklı yardımlaşma içinde olmaları pek
de mantıklı gibi gözükmüyor ilk başta.
Haberleşme donanımı en üst düzeyde
Son olarak da balıkçı reislerindeki karar mekanizmalarına dair bir kaç söz
ederek daha üzerinde çok konuşulacak olan balıkçılığa dair yazımı bitirmek istiyorum.
Haberleşmenin dünyadaki önemi ve yeri aynen balıkçılık için de geçerli. Bu sebepten
dolayı balıkçılarda her türlü haberleşme cihazı, hatta bazı balıkçılarda bu
haberleşme cihazlarını dinleme cihazları bile mevcuttur (cep telefonunun olmadığı
zamanlarda mobil telefonları dinleyen aletlerle başka balıkçıları dinleyen Balıkçılar
vardı, bu iş çok vaveyla kopardı...). balığın nerede çıkacağı hiç belli olmadığından
balığın ilk çıktığı yerden haberdar olmak, ne miktarlarda çıktığını bilmek,
bunun üzerindeki yorumları takip edebilmek gibi birçok sebebten dolayı haberleşme
çok önemlidir.
Balıkçının aldığı bir haberi değerlendirip, motoru yönlendirmesi aslında en
çok balıkçının karakterine bakar, gezmeyi seven bir Balıkçı, mazot yakmayı çok
fazla düşünmeyen birisidir ve aldığı haberlere karşı hassasiyeti mazot yakmaktan
kaçınan, fazla dolaşmaktansa belli yerlerde mevzilenip orda balığın kendine
gelmesini bekleyen bir balıkçı karakterine göre daha fazladır. Ama sonuçta ne
olursa olsun belli bir risk - getiri anlayışı ve buna bağlı olarak her Balıkçının
kendine göre oluşturduğu fayda eğrisine göre bir karar alma durumu vardır. Bu
her ne kadar matematiksel bir temelden öte, hissi bir temele dayansa da sonuçta
ikisi de birbirine paralellik arz ettiği bir şekilde balıkçı kararını verir...
Yine bence bu tur işlerde hissi ve sezgisel davranmak başka her türlü metotun
üstünde gelir. Çünkü karşınızda sizin iradenizden bağımsız bir şekilde mevcudiyetini
sürdüren bir doğa var...
Her ne kadar yazılacak daha çok şey olsa da...
Haluk Bayraktar
|